
Fiziğin Tao'su
Günümüzde evren, birbirinden ayrı parçaları muntazam bir düzen içinde işleyen 'mekanik bir saat" gibi düşünülmüyor.. Maddeci, determinist ve Kartezyen (ayrıştırmacı) bilim anlayışının artık iflas ettiği kabul ediliyor... Evrenin tekliği, birliği ve temel bütünselliği olarak dile gelen bu yeni gerçeklik anlayışını açıkladığı kitabında Fritjof Capra, çağlar öncesinin felsefi birikimleri ile modern bilimin buluşmasını gerçekleştiriyor...
Modern Fizik ile Uzakdoğu Mistisizmi arasındaki benzerliklerin incelendiği bu kitabın bir bölümünden aktarımda bulunmak istiyorum.
Dinamik Evren
Kuantum kuramına göre parçacıklar, aynı anda birer dalga gibidirler. Örneğin, atom-altı bir parçacık, küçük bir uzay bölgesine sıkıştırıldığında buna çevresinde dönerek cevap verecektir. Sıkıştırılma (ya da hapsolma) bölgesi ne kadar küçükse, parçacık bu bölgesinin içinde o kadar fazla zıplamaktadır. Bu davranış tipik bir Kuantum etkisi örneğidir. Böyle durumlarda atom-altı dünyada rastladığımız olayların makroskopik alanda benzerlerinin bulunamayacağı açıktır. Bunun nasıl olduğunu anlayabilmek için, Kuantum kuramında bütün parçacıkların dalga paketleri yardımı ile gösterildiğini hatırlamak gerekir. Böyle bir dalga paketinin uzunluğu, incelenen parçacağın konumu ile ilgili bir belirsizliği yansıtmaktadır. Parçacağın tam ve kesin olarak nerede bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Eğer parçacığın konumunu daha iyi belirlemek istiyorsak, yani onu daha küçük bir bölgeye sıkıştırırsak, parçacığın dalga paketini daha dar bir bölge içine almak gerekir. Ancak böyle yapmakla, dalga paketinin dalga boyunu ve buna bağlı olarak da parçacığın hızını etkilemiş oluruz. Yani sonuç olarak, parçacık kendi çevresinde dönmeye başlayacak ve biz onu ne kadar fazla sıkıştırmaya çalışırsak, o da o kadar hızlı dönmeye başlayacaktır.
Parçacıkların, sıkıştırılmaya hareketle cevap verme eğilimleri, atom-altı dünyanın karakteristik bir niteliği olan temel bir "durgunsuzluk" özelliğini taşımaktadır. Dünyamızdaki maddesel parçacıkların büyük bir bölümü, moleküler, atomik ya da çekirdeksel (nükleer) yapılara bağlanmışlardır ve bu nedenle de durgun değildirler. Kuantum kuramına göre madde hiç bir zaman durağan değil, tam aksine, sürekli bir hareket durumundadır. Çevremizde bulunan nesneler, makroskopik açıdan edilgen ve cansız gibi görünseler bile, bir "ölü" taşı ya da demiri büyülttüğümüzde, aslında tam bir hareketlilik curcunasına sahip olduklarını fark ederiz. Bunlara ne kadar yakından bakarsak, canlılıkları da o kadar artacaktır. Çevremizdeki tüm maddesel nesneler, birbirleriyle farklı biçimlerde bağlar kuran ve böylece moleküler yapıların olağanüstü çeşitliliğini meydana getiren, değişmez ve hareketsiz olmayan, ancak ısıya bağlı olarak salınan ve titreşen, çevresindeki ısısal titreşimlere ayak uyduran atomlardan oluimaktadırlar.
Yani modern fizik, maddeyi hiç de edilgen ve cansız olarak değil, tam aksine, sürekli dans ve titreşim hareketine sahip olarak görmektedir. Bu dans ve hareketin ritmik kalıpları ise, maddenin moleküler, atomik ve nükleer yapılarınca belirlenmektedir.
İşte bu, Doğu mistikçilerinin dünyayı algılama biçimlerinin aynısıdır. Onlar evrenin ancak dinamik biçimde kavranabileceğini vurgulamışlar ve evreni hareket eden, titreşen ve dans eden bir bütünlük olarak görmeye çalışmışlardır. Onlara göre doğa, durağan değil, dinamik bir dengeye sahiptir. Taoist bir yazıda belirtildiği gibi :
"Sessizlikteki sessizlik gerçek sessizlik değildir. Ancak hareketteki sessizlik ortaya çıkarsa, gök ve yeri saran ruhani ritim algılanabilir."
Bu konuda D.T. Suzuki, Mahayana Buddhizmi'nin Kegan okulu hakkında şunları yazmaktadır:
"Kegan'daki en büyük arzu, evreni dinamik bir biçimde yakalayabilmektir. Evrenin karekteri ise sürekli olarak hareketli kalmak ve her zaman hareket halinde olmaktır. Bu da, hayatta kalmakla aynı anlama gelir."
Eski Yunanistan'da Heraklitus "her şey akıp gider" diyerek dünyayı sürekli olarak yanan bir ateşe benzetirken, Meksika'da yaşamış olan Yaqui mistikçisi Don Juan, "fani bir dünya"dan söz etmekte ve "bilge olmak için, ışık ve su olmak gerekir" demektedir.
Hint felsefesinde ise, Hindu'ların ve Buddhist'lerin kullandıkları ana kavramların tümünde dinamik bir ortaklık görülmektedir. Örneğin Sanskritçe'de Brahman kelimesi, "brih" (yani, büyümek) kökünden türetilmiş ve böylece dinamik ve canlı bir gerçekliğin düşünsel temelini oluşturmuştur. S.Radhakrişnan bu konuda şunları yazmaktadır: " Brahman kelimesi büyüme anlamına gelir; yani hayat, hareket ve gelişmenin hatırlatıcısı gibidir."
Upanişad'lar ise Brahman konusunda, "biçimsiz, ölümsüz ve hareketli olan" demekte ve böylece Brahman'ı bütün biçimleri aşabilen bir hareketlilikle bağdaştırmaktadırlar.
Rig Veda ise, evrenin dinamik doğasını anlatabilmek için daha değişik bir terim kullanmaktadır: Bu "rita" terimidir. Bu kelime "ri" (yani, hereket etmek) kökünden gelmektedir. Evrensel düzen, Veda bilginlerince statik bir Tanrı'sal yasa olarak değil, evrenin kendisinde bulunan dinamik bir ilke olarak görülmektedir. Bu görüş, Çin'deki Tao (yani, yol) anlayışından pek de farklı değildir. Veda bilginlerine benzer biçimde Çin bilginleri, dünyayı bir akış ve değişim bütünü olarak görmekte ve böylece de kozmik düzen fikrine dinamik bir temel kazandırmaktaydılar. Her iki görüş de, yani hem Rita ve hem de Tao, daha sonraları kozmik düzeylerden insansal düzeylere indirilmişler ve ahlaki bir çerçevede yorumlanmışlardır. Böylece Rita, tüm Tanrı'ların uyması gereken evrensel bir yasa olarak ve Tao'da, gerçek ve doğru hayat tarzı şeklinde, değerlendirilmeye başlanmıştır.
Hinduizm ise, evrenin dinamik doğasını mitolojik bir dil kullanarak açıklamaya çalışmıştır. Buna göre Krişna, Gita'da şunları söylemektedir: "Ben hareket halinde olmasam, bu dünya yok olup giderdi." Bu anlamda Şiva, yani Kozmik Dansçı, dinamik evrenin belki de en iyi biçimde kişileştirilmiş olan bir Tanrı'sıdır. Şiva icra ettiği dans ile, dünyadaki sonsuz fenomenleri besler ve ritmiyle, bu fenomenlerin süregelen dansa katılmalarını sağlayarak onları birleştirip, bütünleştirir.
Modern fizik de evreni bir ilişkiler ağı olarak algılamaya başlamıştır. Doğu mistizminde olduğu gibi, bu kozmik ağın, içsel olarak dinamik bir niteliğe sahip olduğu da kavranabilmiştir. Kuantum kuramında, maddenin dinamik yönü, atom-altı parçacıkların dalgasal doğalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu konu, İzafiyet kuramında daha da önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü burada, uzay ve zamanın birleştirilmesinden ötürü, maddenin varlığının, maddenin yaptığı hareketten ayrılamayacağı gösterilmiştir. Bundan dolayı, atom-altı parçacıklarının özellikleri ancak dinamik bir çerçevede, yani hareket, etkileşme ve aktarma gibi terimler kullanılarak anlaşılabilmiştir. (Bölüm 13, s.268)





