Friday, July 29, 2005


Fiziğin Tao'su
Günümüzde evren, birbirinden ayrı parçaları muntazam bir düzen içinde işleyen 'mekanik bir saat" gibi düşünülmüyor.. Maddeci, determinist ve Kartezyen (ayrıştırmacı) bilim anlayışının artık iflas ettiği kabul ediliyor... Evrenin tekliği, birliği ve temel bütünselliği olarak dile gelen bu yeni gerçeklik anlayışını açıkladığı kitabında Fritjof Capra, çağlar öncesinin felsefi birikimleri ile modern bilimin buluşmasını gerçekleştiriyor...
Modern Fizik ile Uzakdoğu Mistisizmi arasındaki benzerliklerin incelendiği bu kitabın bir bölümünden aktarımda bulunmak istiyorum.

Dinamik Evren

Kuantum kuramına göre parçacıklar, aynı anda birer dalga gibidirler. Örneğin, atom-altı bir parçacık, küçük bir uzay bölgesine sıkıştırıldığında buna çevresinde dönerek cevap verecektir. Sıkıştırılma (ya da hapsolma) bölgesi ne kadar küçükse, parçacık bu bölgesinin içinde o kadar fazla zıplamaktadır. Bu davranış tipik bir Kuantum etkisi örneğidir. Böyle durumlarda atom-altı dünyada rastladığımız olayların makroskopik alanda benzerlerinin bulunamayacağı açıktır. Bunun nasıl olduğunu anlayabilmek için, Kuantum kuramında bütün parçacıkların dalga paketleri yardımı ile gösterildiğini hatırlamak gerekir. Böyle bir dalga paketinin uzunluğu, incelenen parçacağın konumu ile ilgili bir belirsizliği yansıtmaktadır. Parçacağın tam ve kesin olarak nerede bulunduğunu söylemek mümkün değildir. Eğer parçacığın konumunu daha iyi belirlemek istiyorsak, yani onu daha küçük bir bölgeye sıkıştırırsak, parçacığın dalga paketini daha dar bir bölge içine almak gerekir. Ancak böyle yapmakla, dalga paketinin dalga boyunu ve buna bağlı olarak da parçacığın hızını etkilemiş oluruz. Yani sonuç olarak, parçacık kendi çevresinde dönmeye başlayacak ve biz onu ne kadar fazla sıkıştırmaya çalışırsak, o da o kadar hızlı dönmeye başlayacaktır.
Parçacıkların, sıkıştırılmaya hareketle cevap verme eğilimleri, atom-altı dünyanın karakteristik bir niteliği olan temel bir "durgunsuzluk" özelliğini taşımaktadır. Dünyamızdaki maddesel parçacıkların büyük bir bölümü, moleküler, atomik ya da çekirdeksel (nükleer) yapılara bağlanmışlardır ve bu nedenle de durgun değildirler. Kuantum kuramına göre madde hiç bir zaman durağan değil, tam aksine, sürekli bir hareket durumundadır. Çevremizde bulunan nesneler, makroskopik açıdan edilgen ve cansız gibi görünseler bile, bir "ölü" taşı ya da demiri büyülttüğümüzde, aslında tam bir hareketlilik curcunasına sahip olduklarını fark ederiz. Bunlara ne kadar yakından bakarsak, canlılıkları da o kadar artacaktır. Çevremizdeki tüm maddesel nesneler, birbirleriyle farklı biçimlerde bağlar kuran ve böylece moleküler yapıların olağanüstü çeşitliliğini meydana getiren, değişmez ve hareketsiz olmayan, ancak ısıya bağlı olarak salınan ve titreşen, çevresindeki ısısal titreşimlere ayak uyduran atomlardan oluimaktadırlar.
Yani modern fizik, maddeyi hiç de edilgen ve cansız olarak değil, tam aksine, sürekli dans ve titreşim hareketine sahip olarak görmektedir. Bu dans ve hareketin ritmik kalıpları ise, maddenin moleküler, atomik ve nükleer yapılarınca belirlenmektedir.

İşte bu, Doğu mistikçilerinin dünyayı algılama biçimlerinin aynısıdır. Onlar evrenin ancak dinamik biçimde kavranabileceğini vurgulamışlar ve evreni hareket eden, titreşen ve dans eden bir bütünlük olarak görmeye çalışmışlardır. Onlara göre doğa, durağan değil, dinamik bir dengeye sahiptir. Taoist bir yazıda belirtildiği gibi :

"Sessizlikteki sessizlik gerçek sessizlik değildir. Ancak hareketteki sessizlik ortaya çıkarsa, gök ve yeri saran ruhani ritim algılanabilir."

Bu konuda D.T. Suzuki, Mahayana Buddhizmi'nin Kegan okulu hakkında şunları yazmaktadır:

"Kegan'daki en büyük arzu, evreni dinamik bir biçimde yakalayabilmektir. Evrenin karekteri ise sürekli olarak hareketli kalmak ve her zaman hareket halinde olmaktır. Bu da, hayatta kalmakla aynı anlama gelir."

Eski Yunanistan'da Heraklitus "her şey akıp gider" diyerek dünyayı sürekli olarak yanan bir ateşe benzetirken, Meksika'da yaşamış olan Yaqui mistikçisi Don Juan, "fani bir dünya"dan söz etmekte ve "bilge olmak için, ışık ve su olmak gerekir" demektedir.

Hint felsefesinde ise, Hindu'ların ve Buddhist'lerin kullandıkları ana kavramların tümünde dinamik bir ortaklık görülmektedir. Örneğin Sanskritçe'de Brahman kelimesi, "brih" (yani, büyümek) kökünden türetilmiş ve böylece dinamik ve canlı bir gerçekliğin düşünsel temelini oluşturmuştur. S.Radhakrişnan bu konuda şunları yazmaktadır: " Brahman kelimesi büyüme anlamına gelir; yani hayat, hareket ve gelişmenin hatırlatıcısı gibidir."
Upanişad'lar ise Brahman konusunda, "biçimsiz, ölümsüz ve hareketli olan" demekte ve böylece Brahman'ı bütün biçimleri aşabilen bir hareketlilikle bağdaştırmaktadırlar.

Rig Veda ise, evrenin dinamik doğasını anlatabilmek için daha değişik bir terim kullanmaktadır: Bu "rita" terimidir. Bu kelime "ri" (yani, hereket etmek) kökünden gelmektedir. Evrensel düzen, Veda bilginlerince statik bir Tanrı'sal yasa olarak değil, evrenin kendisinde bulunan dinamik bir ilke olarak görülmektedir. Bu görüş, Çin'deki Tao (yani, yol) anlayışından pek de farklı değildir. Veda bilginlerine benzer biçimde Çin bilginleri, dünyayı bir akış ve değişim bütünü olarak görmekte ve böylece de kozmik düzen fikrine dinamik bir temel kazandırmaktaydılar. Her iki görüş de, yani hem Rita ve hem de Tao, daha sonraları kozmik düzeylerden insansal düzeylere indirilmişler ve ahlaki bir çerçevede yorumlanmışlardır. Böylece Rita, tüm Tanrı'ların uyması gereken evrensel bir yasa olarak ve Tao'da, gerçek ve doğru hayat tarzı şeklinde, değerlendirilmeye başlanmıştır.

Hinduizm ise, evrenin dinamik doğasını mitolojik bir dil kullanarak açıklamaya çalışmıştır. Buna göre Krişna, Gita'da şunları söylemektedir: "Ben hareket halinde olmasam, bu dünya yok olup giderdi." Bu anlamda Şiva, yani Kozmik Dansçı, dinamik evrenin belki de en iyi biçimde kişileştirilmiş olan bir Tanrı'sıdır. Şiva icra ettiği dans ile, dünyadaki sonsuz fenomenleri besler ve ritmiyle, bu fenomenlerin süregelen dansa katılmalarını sağlayarak onları birleştirip, bütünleştirir.

Modern fizik de evreni bir ilişkiler ağı olarak algılamaya başlamıştır. Doğu mistizminde olduğu gibi, bu kozmik ağın, içsel olarak dinamik bir niteliğe sahip olduğu da kavranabilmiştir. Kuantum kuramında, maddenin dinamik yönü, atom-altı parçacıkların dalgasal doğalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu konu, İzafiyet kuramında daha da önemli bir rol oynamaktadır. Çünkü burada, uzay ve zamanın birleştirilmesinden ötürü, maddenin varlığının, maddenin yaptığı hareketten ayrılamayacağı gösterilmiştir. Bundan dolayı, atom-altı parçacıklarının özellikleri ancak dinamik bir çerçevede, yani hareket, etkileşme ve aktarma gibi terimler kullanılarak anlaşılabilmiştir. (Bölüm 13, s.268)

Monday, July 18, 2005

The fish trap exists because of the fish.
Once you've gotten the fish you can forget the trap.
The rabbit snare exists because of the rabbit.
Once you've gotten the rabbit, you can forget the snare.
Words exist because of the meaning.
Once you've gotten the meaning, you can forget the words.
Where can I find a man who has forgotten words so I can talk with him?

Chuang Tzu

Thursday, July 07, 2005

" Kenar Bilinç " (Fringe Consciousness)

Uzunca işlenen bir konu bu hafta ama kısa bir alıntı yapmak istiyorum ;

Kenar bilinç ile merkezi bilince verilebilecek örneklerden ikisi, (1) Heyecanları/güçlü duyguları "hissetme bilinci" (2) heyecanların/güçlü duyguların "kendisinin bilinci" , ve ikisinin "belirleyiciliği". (intentionality - anticipation)

Bu bakış açısını tek başına değerlendirmek biraz kafa karıştırıcıdır. Kısaca kendini ampirik olarak tanımlayan Dr. Bernard J.Baars'ın sözleriyle anlatmaya çalışacağım :

Collin McGinn'in de dediği gibi " heyecanlar/güçlü duygular dünyadaki olaylarla ilgilidir ". Bununla birlikte, heyecanların acısı (yada hazzı) çok büyüktür. Sanırım herhangi bir klinik psikolog yada psikiyatrist bu durumu anlaşılır buluyordur. Her iki taraf da mevcuttur. Heyecanların/güçlü duyguların deneyimi hislerdir, ve onların 'belirleyiciliği' dir. Gerçek şu ki bu durum genellikle kişinin kendi hayatındaki gerçek olaylar ile alakalıdır. Fakat beyin ikisi ile de ilgilenmez - yada durumlarıyla ; yapabildiği zaman - ikisini de yapar.

Kenar bilincin de neurobiolojik ilişkisini incelemek için ampirik yaklaşımlara gerek vardır.
Örneğin, görsel algılarımız açısından, dünyayı 'yaklaşık/proximally' olarak görme yeteneğine sahip olduğumuzu biliyoruz, (gözlerimize ve kulaklarımıza etkisi olan uyaranlar bakımından). Ve aynı zamanda, 'merkezden uzak/mesafeli/distally' olarak görüyoruz (dünyadaki olaylar gibi).

Kenar bilince bir kaç örnek daha vermek gerekirse;
- Doğruluğun hissedilmesi
- Güzelliğin hissedilmesi
- tutarlılığın hissedilmesi
- anomalinin (sapaklık, düzgüsüzlük) hissedilmesi
- aşinalığın hissedilmesi
- çekiciliğin hissedilmesi
- iticiliğin hissedilmesi

Bu kenar bilinç durumlarının bir kısmı merkezi bilinç durumlarını da içerirler, ve çok büyük bir kısmı da merkezi değildir.
Bir kısım durumun içeriği olaysal hafıza deneyimlerimizle paralellik gösterirken, bir kısım durumun içeriği de merkezi bilincimiz tarafından tetiklenir.

Kenar bilinç konusunda araştırmalar oldukça yenidir.
Konu ile ilgili oldukça fazla kaynak vardır ve soruların cevabının bu kaynaklar içinde olması da muhtemeldir.
Tüm soru işaretlerine rağmen kenar bilincin kullanımsal tanımını verebiliriz - örneğin, iyi bilinen bir şarkının yada sözün aşinalık hissi gibi :

Kenar bilincin kullanımsal tanımları : (operational definitions)

1. doğruluğu kanıtlanabilir kesinlik ve güvende bildirilmesi
2. gönüllü olarak harekete geçirilebilmesi
3. fakat bilinçli olaylardan farklılık gösterdiği rapor edilmemiştir
4. en uygun/optimal rapor verme durumlarında bile.

Örneğin 'dilimin ucunda' durumu; kişi dilinin ucunda olan kelimenin bilgisinin bilincinde ama kelimenin kendisinin bilincinde değildir. Güncel kanıtlar ayırtedici beyin aktivasyonlarını gözlemlemiştir.

Kenar bilinç ile merkezi bilinç arasıdaki en temel farkı basitçe duyumsal olan ve duyumal olmayan bilinç içerikleri ile tanımlayabiliriz. Örneğin, görsel merkezdeki duyumsal deneyimler oldukça açık, ayırt edilebilir, nitel ve kapasite açısından limitlidir. Duyumsal olmayan deneyimler ise 'Frontal Cortex' i kapsayabilir. (Maril, Wagner & Schacter, dilimin ucunda (TOT-Tip of the Tongue), fMRI çalışması.)
Özellikle dorso-lateral, prefrontal cortex: beynin ön üst kısmı ve anterior cingulate cortex: beynin orta çizgisinde yer alan kısımdır.

Beyin anatomi resimleri için Gray's Anatomy from Bartleby.com iyi bir kaynaktır.





















! martılar simitsiz kalmasın .. vapurlarımıza dokunmayın !

yeterince hızlı akan istanbul'un sayılı keyiflerinden olan vapurları kaldırıp,
yerine hızlı vapurlar ithal edeceklermiş :(( .. protesto edelim
Resimler için teşekkürler cem :)




Monday, July 04, 2005

Ölüm ve Hegel

Ama ölümden ürkerek
kendini çoraklaşma karşısında
saf haliyle koruyan yaşam değil,
ölüme katlanarak
kendini onun içinde elde eden
yaşamdır, tinin yaşamı.
Tin, kendini
mutlak kopmuşlukta bulmakla
kazanır ancak,
kendi hakikatini.

(Hegel, PhG, Vorrede)

Neden sıkılıyorum ki .. ?

Oruç Aruoba'nın özetiyle yaşamda üç tür 'şey'le karşılaşacakmışız:-
1) Gelip geçmiş şeyler.
2) Gelip geçmemiş şeyler.
3) Gelmeyip geçmiş şeyler.

Dördüncü durumla ise hiç karşılaşmayakmışız:-
4) Gelmeyip geçmemiş şeyler.

Olabilir mi? beni sıkan şu bilemediğim şey, "gelmeyip geçmiş" bişey olabilir mi? adını bile bilemeden, sessizce geçmiş .. içimi sıkan, ne anlatmak istiyor acaba? ne istediğini bildiğini hiç zannetmiyorum, baksanıza gelmemiş bile, geçmiş gitmiş .. tortusu da bana kalmış galiba.
Eeah peki madem ..

Attachment Styles

Konuyla ilgilenebilecekler, dönem sonunda hazırladığım "Exploring the Theories of Adults' Romantic Attachment Styles " ödevini bu linkten okuyabilirsiniz. Hazırladığım çalışma, yetişkinlerde görülen çeşitli "düşkünlük" durumlarının çocuklukta özellikle anne ile oluşturulan düşkünlüğün bir çeşit "güvenli temel" oluşturma çabası ile ilişkilendirilmesini ve bu çabanın ileriki yaşlarda "romantik ilişkiler"de de görülebilme olasılığı üzerine sorular içeriyor, ileriki tarihlerde bu sorulara cevap olabilecek araştırmaları da yapabilmeyi ümit ediyorum..

Galata Festivali 04.07.05 Galatasaray Sahnesi
Dans ediyoruz bugün ..
eğlenceli olacak bu güsel yağmurda :))
yağmur güzeldi de gösteri iptal oldu :)))
10 Temmuz'da "Kuledibi Sahnesi"ndeyiz .. tabi meteoroloji yi takip etmek lazım :)


Sunday, July 03, 2005















tamorada :)




Saturday, July 02, 2005



Bir çift ayakkabı ..

Ritmin ruhuna karıştığı, kapılarının aralandığı anlardan ..
uzanan ayaklar, kalbine ve sana doğru adım attılar ..
Huzurun neşeyle birleştiği an .. mutluydum

Açılan kapı ve gölge... gri çöp kutularının samimiyeti, kapı girişindeki siyah köpek ve diğer kediler..

Her arkanı döndüğünde, nefesini hissedersin
endişenin..alışmak..her sese her nefese
her an koşman gerekircesine yürümek,
her an gidecekmişcesine oturmak,
her an uyancakmışcasına uyumak..

Nezaman yerleşeceksin ozaman dinleneceksin

Zor kopuş ve yeniden kuruluş ..
(1001.2001)